1 Mayıs 2026, 05:23:23
Dolar 45,1488
Euro 53,0107
Altın 6.720,53
BİST 14.442,56
Adana Adıyaman Afyon Ağrı Aksaray Amasya Ankara Antalya Ardahan Artvin Aydın Balıkesir Bartın Batman Bayburt Bilecik Bingöl Bitlis Bolu Burdur Bursa Çanakkale Çankırı Çorum Denizli Diyarbakır Düzce Edirne Elazığ Erzincan Erzurum Eskişehir Gaziantep Giresun Gümüşhane Hakkari Hatay Iğdır Isparta İstanbul İzmir K.Maraş Karabük Karaman Kars Kastamonu Kayseri Kırıkkale Kırklareli Kırşehir Kilis Kocaeli Konya Kütahya Malatya Manisa Mardin Mersin Muğla Muş Nevşehir Niğde Ordu Osmaniye Rize Sakarya Samsun Siirt Sinop Sivas Şanlıurfa Şırnak Tekirdağ Tokat Trabzon Tunceli Uşak Van Yalova Yozgat Zonguldak
İstanbul 11°C
Hafif Yağmurlu
İstanbul
11°C
Hafif Yağmurlu
Cts 13°C
Paz 12°C
Pts 15°C
Sal 16°C

Türkiye Enerji Dönüşümü Görünümü 2025 Raporu Açıklandı

1 Mayıs 2026 04:03

SHURA Enerji Dönüşümü Merkezi, ‘Türkiye Enerji Dönüşümü Görünümü 2025’ raporunu yayınladı. Rapora göre Türkiye, geçen yıl enerji dönüşümünde yenilenebilir enerji kapasitesindeki güçlü artış ve politika çerçevesindeki gelişmelerle önemli bir ilerleme kaydetti. Özellikle Yenilenebilir Enerji Kaynak Alanı (YEKA) projelerinde devreye alma performansındaki artışın bu süreci desteklediği ifade edildi.

Türkiye’de enerji sistemi yüksek ithalat bağımlılığı nedeniyle jeopolitik risklere açık kalmaya devam ediyor. 2025 yılında enerji ürünleri ithalatı 62,5 milyar dolara, enerji kaynaklı dış ticaret açığı ise 47 milyar dolara geriledi. Ancak raporda, bu sınırlı iyileşmenin büyük ölçüde uluslararası fiyat hareketlerinden kaynaklandığına dikkat çekildi.

Jeopolitik Gelişmeler Enerji Dönüşümünün Önemini Artırıyor

Türkiye Enerji Dönüşümü Görünümü 2025 Raporu Açıklandı | 1 Mayıs 2026
SHURA Enerji Dönüşümü Merkezi Direktörü Alkım Bağ

İran ile ABD ve İsrail arasında yaşanan gerilimlerin ithal fosil yakıtlara bağımlılık risklerini artırdığı vurgulandı. SHURA Enerji Dönüşümü Merkezi Direktörü Alkım Bağ, “Enerji sistemimiz küresel fiyat hareketlerinden etkileniyor. Bu kırılganlık, enerji dönüşümünün yalnızca çevresel değil, aynı zamanda enerji güvenliği ve makroekonomik istikrar açısından kritik olduğunu ortaya koyuyor” dedi.

Bağ, yenilenebilir enerji yatırımlarının sürdürülebilir olması için iletim altyapısının güçlendirilmesi, şebeke esnekliği ve enerji depolama mekanizmalarının devreye alınması gerektiğini belirtti. Ayrıca kasım ayında Türkiye’nin ev sahipliği yapacağı COP31’in (Birleşmiş Milletler İklim Değişikliği Çerçeve Sözleşmesi 31. Taraflar Konferansı) uluslararası yeşil finansman kaynaklarının mobilize edilmesi için stratejik bir kaldıraç olacağını ekledi.

Kapasite Artışından Sistem Entegrasyonuna Geçiş

2025 yılı itibarıyla Türkiye’de toplam elektrik kurulu gücü 122,5 GW’a ulaşırken, bunun yüzde 62’sini yenilenebilir enerji kaynakları oluşturdu. Geçen yıl devreye alınan 7 GW yeni kapasitenin yüzde 99’u yenilenebilir kaynaklardan sağlandı. Güneş ve rüzgar enerjisi kurulu gücü 40 GW seviyesine ulaşırken, 2035 yılına kadar bu kapasitenin 120 GW’a çıkarılması hedefleniyor.

Raporda öne çıkan diğer başlıklar şunlardır:

  • Sistem Entegrasyonu: Artık ana gündem sadece kapasite artışı değil, depolama ve talep tarafı katılımı gibi esneklik çözümleridir.
  • Sanayi Dönüşümü: Enerji yoğun ve düşük katma değerli üretim yapısının verimlilik odaklı ve elektrifikasyon temelli bir modele geçmesi gerekmektedir.
  • Yeni Teknolojiler: Yeşil hidrojen, batarya depolama ve dijitalleşme uygulamaları Türkiye’nin rekabet gücünü artıracak temel unsurlar olarak vurgulanmaktadır.
  • Adil Geçiş: İklim Kanunu çerçevesinde devreye girecek ulusal ETS ve karbon fiyatlamasının fosil yakıtlardan çıkışı teşvik edeceği, ancak net bir yol haritasının ve “Adil Geçiş” politikalarının kritik olduğu belirtildi.

SHURA’nın 2025 raporu, Türkiye’nin enerji politikasında bir paradigma değişimine işaret ediyor: Yenilenebilir enerji artık sadece çevresel bir “iyi niyet” göstergesi değil, cari açığı dizginleyecek ve jeopolitik kırılganlıkları azaltacak bir ekonomik kalkınma enstrümanıdır. 2025’te devreye alınan kapasitenin %99’unun yenilenebilir kaynaklardan gelmesi devrim niteliğinde bir başarıdır; ancak raporda belirtildiği gibi, şebeke altyapısı bu hıza ayak uyduramazsa “kapasite kilitlenmesi” riski doğabilir. Özellikle batarya depolama ve yeşil hidrojen gibi teknolojilerin sadece teoride kalmaması, sanayi elektrifikasyonu ile desteklenmesi şarttır. COP31 ev sahipliği, Türkiye’nin bu dönüşümü finanse edecek küresel yeşil sermayeyi çekmesi için en büyük sınavı ve fırsatı olacaktır. Fosil yakıtlardan çıkış takviminin netleşmemesi ise yatırımcı öngörülebilirliği açısından giderilmesi gereken en büyük boşluk olarak kalmaya devam etmektedir.