COP31 Türkiye İş Dünyası İçin Fırsattır
UN Global Compact Türkiye, 5 Juni Dünya Çevre Günü kapsamında iş dünyasına iklim taahhütlerini somut uygulamalara dönüştürme çağrısında bulundu. Bu yıl iklim eylemine odaklanan Dünya Çevre Günü, şirketlerin çevresel etkilerini azaltmasının yanı sıra iklim risklerini karar alma süreçlerine daha güçlü biçimde dahil etmesi gerektiğini hatırlatıyor.
Küresel veriler, iklim eyleminde zaman kaybetmeden ilerlenmesi gereken bir dönemde olduğumuzu ortaya koyuyor. Dünya Meteoroloji Örgütü’nün (WMO) State of the Global Climate 2025 raporuna göre 2015–2025 arasındaki dönem kayıtlardaki en sıcak 11 yıl oldu. 2025 yılında küresel sıcaklık sanayi öncesi dönemin yaklaşık 1,43°C üzerinde seyretti. Artan sıcaklıklar; su stresi, gıda güvenliği, altyapı baskısı, energy talebi ve tedarik zinciri kesintileri gibi başlıkları şirketler için daha görünür hale getiriyor. Uluslararası Enerji Ajansı’nın (IEA) Global Energy Review 2026 raporuna göre küresel enerji kaynaklı CO₂ emisyonları 2025’te yüzde 0,4 arttı. UNEP’in Emissions Gap Report 2025 raporu, mevcut politikalarla dünyanın bu yüzyıl sonuna kadar yaklaşık 2,8°C’lik bir ısınma patikasında ilerlediğini ortaya koyuyor. Küresel ısınmayı 1,5°C ile sınırlandırabilmek için küresel emisyonların 2035’e kadar 2019 seviyelerine göre yüzde 55 azaltılması gerekiyor. Mevcut gidişat ile bilimsel hedefler arasındaki bu fark, iklim eyleminde daha hızlı ve kararlı adımlar atılması gerektiğini ortaya koyuyor.
Bu dönüşümde iş dünyasına da önemli bir rol düşüyor. Küresel sera gazı emisyonlarının önemli bir bölümü iş dünyasının faaliyetleri ve değer zincirlerinden kaynaklanırken, şirketler aynı zamanda düşük karbonlu teknolojilere yatırım yapma, inovasyonu hızlandırma ve tedarik zincirlerini dönüştürme kapasitesi ile dönüşümü hızlandırma gücüne sahip aktörler olarak öne çıkıyor. Bu süreçte şirketlerin enerji kullanımı, üretim süreçleri, satın alma kararları, tedarik zinciri yönetimi, yatırım planları ve kaynak verimliliği gibi alanlarda atacağı adımlar küresel iklim hedeflerine ulaşılmasında önemli bir rol oynayacak.
COP31 Türkiye İş Dünyasının Küresel Değer Zincirlerindeki Konumunun Güçlendirilmesi İçin Önemli Bir Fırsat Sunuyor
Türkiye’nin 2053 net sıfır hedefi, iklim kanunu çalışmaları, emisyon ticaret sistemi hazırlıkları, sürdürülebilirlik raporlaması standartları ve Avrupa Yeşil Mutabakatı başta olmak üzere küresel düzenleyici gelişmeler, şirketlerin düşük karbonlu ekonomiye geçişini artık ertelenemez bir rekabet meselesi haline getiriyor. COP31, bu dönüşümün hızlandırılması ve Türkiye iş dünyasının küresel değer zincirlerindeki konumunun güçlendirilmesi için önemli bir fırsat sunuyor. COP31’in “Uygulama COP’u” olarak konumlandırılması; verilen hedeflerin nasıl hayata geçirileceğinin tartışıldığı ve somut ilerleme için tüm paydaşların birlikte çalışacağı bir süreci tanımlıyor. COP31’in ana gündem maddeleri olan sıfır atık, gıda güvenliği, yeşil sanayileşme, temiz enerji geçişi ve iklim uyumu; önümüzdeki dönemde odaklanmamız gereken alanları ortaya koyuyor. Bu alanlarda şirketlerimiz taahhütlerini güçlendirerek, ilerlemeyi şeffaf raporlayarak, inovasyonla dönüşümü ölçeklendirerek ve tüm değer zincirine yayarak küresel rekabet güçlerini artırabilir.
İş Birliği Dönüşümün Hızını Ve Etkisini Artıracak
İklim krizi, hiçbir kurumun tek başına çözebileceği bir sorun değil. COP31’e giden süreçte kamu, özel sektör, finans kuruluşları, akademi, sivil toplum ve Birleşmiş Milletler ekosistemi arasında kurulacak güçlü iş birlikleri, Türkiye’nin iklim eylemine katkısını artırmak açısından kritik önem taşıyor.
Hedefleri Uygulamaya Geçirme Zamanı
Bilim temelli hedefler, şirketlerin iklim taahhütlerini ölçülebilir ve izlenebilir azaltım patikalarına dönüştürmesi açısından önemli bir araç sunuyor. Bilim Temelli Hedefler Girişimi (SBTi), şirketlerin sera gazı emisyon azaltım hedeflerini iklim bilimiyle uyumlu şekilde belirlemelerine ve doğrulatmalarına imkan sağlıyor. SBTi verilerine göre dünya genelinde 11 binden fazla şirketin hedefleri doğrulanmış durumda. Türkiye’den de 100’e yakın şirketin SBTi sürecine dahil olması ve bu sayının giderek artması, iş dünyasında bilim temelli iklim hedeflerine yönelik ilginin güçlendiğini gösteriyor.
UN Global Compact Türkiye, şirketleri bilim temelli iklim hedeflerini belirleme, uygulamaya taşıma, ilerlemeyi izleme ve paydaşlarla iş birliğini güçlendirme süreçlerinde desteklemeye devam ediyor. Hızlandırma programları, eğitimler, kaynaklar, küresel ve yerel deneyim paylaşımı ağları ile iş dünyasının iklim eylemine katkısını artırmayı amaçlıyor.
Küresel sıcaklık artışının sanayi öncesi dönemin 1,43°C üzerine çıktığı ve mevcut politikaların yüzyıl sonunda 2,8°C’lik tehlikeli bir ısınma patikasına işaret ettiği 2026 makroekonomik konjonktüründe, UN Global Compact Türkiye’nin “Uygulama COP’u” vizyonuyla yaptığı çağrı, iş dünyası için ekolojik bir temenninin ötesinde yapısal bir risk yönetimi zorunluluğudur. IEA verilerinin küresel enerji kaynaklı CO₂ emisyonlarında %0,4’lük artış göstermesi; su stresi, gıda güvenliği ve tedarik zinciri kesintileri gibi operasyonel risk frekanslarını tırmandırırken, emisyon ticaret sistemi, iklim kanunu hazırlıkları ve Avrupa Yeşil Mutabakatı gibi regülasyonlar dekarbonizasyonu doğrudan bir finansal sürdürülebilirlik rasyosu haline getirmektedir. Finans, yatırım ve kurumsal risk mühendisliği perspektifinden incelendiğinde; Türkiye’de 100’e yakın şirketin SBTi (Bilim Temelli Hedefler Girişimi) sürecine dahil olması, şeffaf sürdürülebilirlik raporlaması yapan kurumların uluslararası yeşil fonlara erişimini ve sürdürülebilirlik endeksli kredi (sustainability-linked loans) kalifikasyonlarını tahkim eden rasyonel bir adımdır. Türkiye’nin ev sahipliği yapacağı COP31 öncesinde; sıfır atık, temiz enerji geçişi ve yeşil sanayileşme taahhütlerinin tüm değer zincirine yayılması, Türk şirketlerinin küresel underwriting süreçlerinde sigortalanabilirlik (insurability) kriterlerini yükseltecek, geçiş risklerini (transition risks) sönümleyecek ve makro düzeyde ulusal rekabet gücünü koruyacak stratejik bir kurumsal dirençlilik hamlesidir.



