Gallagher ABD Risk Yönetimi Raporunu Açıkladı
Gallagher’ın dördüncü yıllık İş Kapsamı ve Risk Yönetimi Araştırması (Business Owners Survey), 1.000 işletme sahibinin katılımıyla gerçekleştirildi. Araştırma; yapay zeka (AI), tedarik zinciri ve ekstrem hava olayları risklerinden kaynaklanan artan baskıların etkisiyle, işletmelerin risk yönetimi pratiklerinde daha proaktif ve bütünsel stratejilere doğru geniş bir dönüşüm yaşadığını ortaya koymaktadır.
ABD’li işletme sahipleri, reaktif risk yönetimi yaklaşımlarının ötesine geçerek, riski operasyonel işleyişlerine, yatırım kararlarına ve büyüme planlarına entegre etmektedir. Girişimciliğin getirdiği kalıcı psikolojik baskı, işletme sahiplerinin %94’ünün belirli bir hasar veya olay anında mevcut sigorta teminatlarının yetersiz kalabileceğinden endişe duymasıyla belirginleşmektedir; bu durum entegre risk stratejilerine yönelik geçişi daha da haklı kılmaktadır.
Yapay Zeka Hem Büyüme Hem Risk Faktörü
Araştırmaya göre, yapay zeka hem bir büyüme kaldıracı hem de gelişmekte olan bir risk faktörü olarak görülmektedir. İşletme sahiplerinin %89’u yapay zekanın iş süreçleri üzerindeki etkileri konusunda en azından belirli bir düzeyde endişe duyduğunu belirtmektedir. Katılımcılar, yapay zekaya yönelik daha güçlü koruma mekanizmalarına ihtiyaç duyulduğu konusunda hemfikirdir; öyle ki %95’i daha kapsamlı regülasyonlar getirilmesini, %94’ü ise suistimallere karşı koruma kalkanlarının geliştirilmesini talep etmektedir.
İşletmeler, dış kaynaklı yapay zekanın operasyonlarına getirebileceği tehlikelerin farkında olsalar da, %47’si bu yıl kendi iş süreçlerinde yapay zeka kullanımına yönelik yatırımlarını artırmayı planlamaktadır. Organizasyonlar, yapay zekayı savunma çerçevelerine aktif olarak dahil etmektedir; teknik detaylara bakıldığında, bu teknolojiye yatırım yapanların %38’i yapay zekayı analitik risk değerlendirmesi için, %36’sı ise sigorta ve yönetim şemalarındaki riskleri sönümlemek amacıyla kullanmaktadır.
Siber riskler liderler için kalıcı bir endişe kaynağı olmaya devam etmektedir ve risk ortamı, gelişmekte olan bir tehdit olmaktan çıkıp temel bir operasyonel kırılganlığa dönüşmüştür. Katılımcıların %68’i siber saldırıların işlerini etkilemesinden endişe duyduğunu ifade ederken, %44’ü siber saldırılara karşı sigorta teminatı edinme veya mevcut poliçe limitlerini genişletme arzularını dile getirmektedir.
Tedarik Zinciri Ve Kesintisiz Operasyon Stratejileri
Liderler, artık dönemsel bir risk olmaktan çıkıp standart bir operasyonel zorluk haline gelen kesintisiz ticaret belirsizlikleri ve tedarik zinciri oynaklığı nedeniyle baskı hissetmeye devam etmektedir. İşletme sahiplerinin %63’ü 2026 yılında potansiyel tedarik zinciri aksamalarına yönelik endişelerini dile getirirken, %61’i halihazırda alternatif tedarikçileri devreye almıştır. Bu trend, operasyonel yedekliliğe ve güçlü iş sürekliliği stratejilerine öncelik verilmesine yönelik daha geniş bir kurumsal hareketi yansıtmaktadır.
Gallagher Yönetim Kurulu Başkanı ve CEO’su J. Patrick Gallagher, Jr. konuya ilişkin yaptığı değerlendirmede şunları söylemiştir: “İşletme sahiplerinde gördüğümüz şey, risk yönetimini operasyonları, yatırımları ve büyümeyi doğrudan şekillendiren kurumsal bir girdi olarak ele almaya yönelik anlamlı bir zihniyet dönüşümüdür. Bu bakış açısı, işletmelerin giderek karmaşıklaşan risk ortamında finansal mukavemet inşa etmelerine yardımcı olabilir.”
Katastrofik Hava Olayları Ve Koruma Açığı
Araştırma ayrıca, işletme sahiplerinin şiddetli hava olaylarının etkileri konusundaki endişelerinin sürmesine rağmen, teminat açıklarının kalıcı olduğunu ortaya koymaktadır. Sel ve su baskınları, katılımcıların %53’ü tarafından öne çıkarıldığı üzere, işletmeler için en büyük hava kaynaklı tehditler arasında yer almaktadır. Bu oran, hem doğrudan etkileri hem de tedarikçileri etkileyen aksamaları kapsamakta olup, 2025 yılındaki %35 seviyesinden ciddi bir yükselişe işaret etmektedir.
Ancak, geçen yılın sonuçlarıyla paralel olarak, katılımcıların sadece %30’u sel sigortasına sahip olduğunu belirtmektedir. İşletme sahipleri ayrıca yoğun yağış, dolu veya hasar yapıcı rüzgarlar getiren şiddetli fırtınalar (%41), depremler (%35) ve aşırı sıcaklar (%30) konusundaki endişelerini de aktarmaktadır. Organizasyonlarını çevresel tehditlere karşı tahkim etmek amacıyla, mülk sahiplerinin %27’si tesislerini hava koşullarına dayanıklı malzemeler kullanarak halihazırda modernize etmiştir veya hava kaynaklı bir hasar tazminat sürecinin ardından bunu yapmayı planlamaktadır.
J. Patrick Gallagher, Jr. sözlerine şunları da eklemiştir: “Artan risk maruziyetine rağmen, birçok işletme yetersiz sigortalı (underinsured) kalmaya devam ediyor ve bu durum risk ile koruma arasındaki makası daha da büyütüyor. Maruz kalınan riskleri doğru tespit etmek ve sönümlemek adına doğru sigorta ve risk yönetimi ortaklarıyla çalışmak, işletmelerin operasyonlarını daha iyi korumalarına ve finansal dayanıklılıklarını perçinlemelerine yardımcı olabilir.”
Küresel tedarik zinciri kırılganlıklarının, siber tehdit varyantlarının ve katastrofik iklim şoklarının operasyonel maliyetleri yukarı taşıdığı 2026 yılı makroekonomik ikliminde, Gallagher tarafından yayımlanan bu araştırma, kurumsal risk ekosistemindeki yapısal dönüşümü net rasyolarla ortaya koymaktadır. İşletme sahiplerinin %94 gibi ezici bir oranla hasar anında teminat yetersizliği (underinsurance) endişesi taşıması, pazarın reaktif poliçe alımından proaktif ve bütünsel bir teknik underwriting (risk kabul) ve danışmanlık modeline ihtiyaç duyduğunu doğrulamaktadır. Sel ve su baskını risk algısının %35’ten %53’e fırlamasına karşın sel sigortası penetrasyonunun %30 rasyosunda çakılı kalması, sigorta sektörü açısından çok ciddi bir koruma açığına (protection gap) ve dolayısıyla niş ürün inovasyonu potansiyeline işaret etmektedir. Yapay zekanın hem siber zafiyet riskini tetiklemesi hem de katılımcıların %38’i tarafından analitik risk modellemelerinde bir savunma kalkanı olarak konumlandırılması, alternatif risk transferi mekanizmalarında teknolojinin dönüştürücü gücünü kanıtlamaktadır. Sonuç olarak; siber, iklim ve lojistik risklerin iç içe geçerek sistemik bir operasyonel zafiyet (core operational vulnerability) yarattığı bu evrede, kurumsal aktörlerin risk yönetimini bir maliyet kalemi değil stratejik bir büyüme girdisi olarak ele alması, birleşik rasyoları stabilize edecek ve makro düzeyde kurumsal dayanıklılığı tahkim edecek rasyonel bir zorunluluktur.



