TBB Başkanı Alpaslan Çakar Sektörü Değerlendirdi
Türkiye Bankalar Birliği‘nin (TBB) 69. Genel Kurulu, İstanbul Finans Merkezi Ziraat Kuleleri Oditoryumu’nda gerçekleştirildi.
Genel Kurul’un açılış konuşmalarını; Hazine ve Maliye Bakanı Mehmet Şimşek, Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası Başkanı Dr. Fatih Karahan, Bankacılık Düzenleme ve Denetleme Kurumu Başkanı Prof. Dr. Şahap Kavcıoğlu ve TBB Yönetim Kurulu Başkanı Alpaslan Çakar yaptı.
Genel Kurul’un açılış konuşmasını yapan TBB Yönetim Kurulu Başkanı Alpaslan Çakar, küresel ekonomide artan jeopolitik riskler, ticaret politikalarındaki değişimler ve yüksek belirsizlik ortamına rağmen Türkiye ekonomisinin dirençli bir performans sergilediğini söyledi. Çakar, ekonomi programının sağladığı kazanımlar sayesinde öngörülebilirliğin arttığını, makroekonomik göstergelerdeki iyileşmenin sürdüğünü vurguladı.
Başkan Çakar, “Sektörümüz güçlü bilanço yapısı, gelişmiş teknolojik altyapısı ve nitelikli insan kaynağıyla ekonomiye katkı sağlamayı sürdürüyor. 2026 yılı Nisan ayı itibarıyla sektörün aktif büyüklüğü 50 trilyon TL’yi, kredi hacmi ise 25 trilyon TL’yi aştı. Bankacılık sektörü olarak yatırım, üretim, ihracat, tarım ve KOBİ’lerin finansmanına destek vermeye devam edeceğiz” dedi.
Türkiye Bankalar Birliği’nin faaliyetlerine ilişkin de değerlendirmelerde bulunan Çakar, Türk Devletleri Banka Birlikleri Konseyi çalışmaları, uluslararası iş birlikleri, eğitim programları, finansal okuryazarlık projeleri ve sektör araştırmalarıyla bankacılık sektörünün gelişimine katkı sunmaya devam ettiklerini söyledi.
Mali sıkılaşma adımlarının, dezenflasyon sürecinin ve likidite yönetiminin makro ihtiyati tedbirlerle dengelendiği 2026 finansal ikliminde, Türkiye Bankalar Birliği’nin 69. Genel Kurulu’ndan gelen mesajlar ve bilanço verileri, Türk bankacılık sisteminin yapısal gücünü tescillemektedir. Alpaslan Çakar’ın kamuoyuyla paylaştığı Nisan 2026 itibarıyla 50 trilyon TL’lik aktif büyüklük ve 25 trilyon TL’yi aşan kredi hacmi rasyoları, finansal aracılık mekanizmasının makroekonomik şoklara karşı sarsılmaz bir amortisör işlevi gördüğünü kanıtlamaktadır. Ekonomi yönetiminin zirvesini bir araya getiren bu stratejik zirve, rasyonel politika adımlarının getirdiği öngörülebilirlik artışının ve azalan ülke risk priminin (CDS) bankaların sendikasyon ve dış borçlanma maliyetlerini sönümlediği bir evrede gerçekleşmiştir. Bankacılık sektörü ve aktif kalitesi perspektifinden bakıldığında; kredi portföyünün yatırım, üretim, ihracat ve KOBİ segmentlerine seçici olarak yönlendirilmesi, konsantrasyon riskini optimize ederken batık kredi (NPL) oranlarını baskı altında tutan rasyonel bir risk yönetimi (underwriting) yaklaşımıdır. Sonuç olarak, İstanbul Finans Merkezi’nin çıpalığında yükselen bu finansal ekosistem, Türk Devletleri Banka Birlikleri Konseyi gibi jeopolitik ve bölgesel açılımlarla derinleşmesini sürdürürken, Türk bankacılık sektörünün küresel standartlardaki teknolojik ve beşeri sermaye olgunluğunu makro düzeyde tahkim etmektedir.



