9 Ağustos 2026, 10:35:53
Dolar 47,7111
Euro 55,1881
Altın 6.660,55
BİST 13.779,39
Adana Adıyaman Afyon Ağrı Aksaray Amasya Ankara Antalya Ardahan Artvin Aydın Balıkesir Bartın Batman Bayburt Bilecik Bingöl Bitlis Bolu Burdur Bursa Çanakkale Çankırı Çorum Denizli Diyarbakır Düzce Edirne Elazığ Erzincan Erzurum Eskişehir Gaziantep Giresun Gümüşhane Hakkari Hatay Iğdır Isparta İstanbul İzmir K.Maraş Karabük Karaman Kars Kastamonu Kayseri Kırıkkale Kırklareli Kırşehir Kilis Kocaeli Konya Kütahya Malatya Manisa Mardin Mersin Muğla Muş Nevşehir Niğde Ordu Osmaniye Rize Sakarya Samsun Siirt Sinop Sivas Şanlıurfa Şırnak Tekirdağ Tokat Trabzon Tunceli Uşak Van Yalova Yozgat Zonguldak
İstanbul 29°C
Hafif Yağmurlu
İstanbul
29°C
Hafif Yağmurlu
Pts 30°C
Sal 30°C
Çar 31°C
Per 30°C

Asıl Risk Sigorta Fiyatları Değil, Sigortasızlık

Asıl Risk Sigorta Fiyatları Değil, Sigortasızlık
1 Haziran 2026 01:33

Türkiye’de trafiğe kayıtlı araç sayısı 34 milyonu aşarken yaklaşık 25 milyon araç kasko güvencesinden yoksun bulunuyor. Türkiye Sigorta Birliği (TSB) Başkanı Ahmet Yaşar, sigorta sektörünün amacının prim artırmak değil, koruma açığını azaltmak olduğunu belirterek, trafik ve kasko sigortalarına ilişkin değerlendirmelerin ödenen tazminatlar ve sağlanan güvence dikkate alınarak yapılması gerektiğini söyledi.

Türkiye Sigorta Birliği (TSB) Başkanı Ahmet Yaşar, Türkiye Esnaf ve Sanatkârları Konfederasyonu (TESK) Genel Başkanı Bendevi Palandöken‘in trafik ve kasko sigortalarına ilişkin kamuoyuna yansıyan değerlendirmeleri ve bu konuyu gündeme taşımaya çalışan çeşitli çevrelerin açıklamaları üzerine değerlendirmelerde bulundu. Yaşar, sigortacılığın yalnızca poliçe fiyatı üzerinden ele alınmasının eksik ve yanıltıcı sonuçlar doğurabileceğini belirterek, sektörün temel görevinin vatandaşların karşı karşıya kaldığı riskleri güvence altına almak olduğunu vurguladı.

Artan araç fiyatları, yedek parça maliyetleri, servis işçilik giderleri ve finansman maliyetlerinin sigorta sektörünü de doğrudan etkilediğini ifade eden Ahmet Yaşar, sigorta primlerinin bu ekonomik gerçeklikten bağımsız değerlendirilemeyceğini söyledi. 2026 Mayıs sonu itibarıyla trafik ve kasko sigortalarında ödenen toplam tazminat tutarının, geçen yılın aynı dönemine göre yüzde 36 artarak 84,1 milyar TL’den 114,4 milyar TL’ye yükseldiğini belirten Yaşar, aynı dönemde trafik sigortasında 505 binin üzerinde, kasko sigortasında ise 568 binin üzerinde dosyaya ödeme yapıldığını, sektörün yalnızca 5 ay içerisinde yaklaşık 1,1 milyon kişinin zararını karşıladığını ifade etti. Yaşar, buna karşın trafik sigortasında ortalama primin ise aynı dönemde yalnızca yüzde 8 artışla 8.684 TL’den 9.410 TL’ye çıktığını ve enflasyonun altında kalan bu artışın, trafik sigortası primlerinde reel gerilemeye işaret ettiğine vurgu yaptı. “Sigorta sisteminin temel amacı prim üretmek değil, risk gerçekleştiğinde vatandaşın ve işletmelerin karşı karşıya kaldığı mali yükü üstlenmektir” diyen Yaşar, değerlendirmelerin yalnızca poliçe fiyatları üzerinden değil, sağlanan koruma ve ödenen tazminatlar dikkate alınarak yapılması gerektiğini kaydetti.

Asıl Mesele Koruma Açığını Azaltmak

Türkiye’de trafiğe kayıtlı araç sayısının 34 milyonu aştığını hatırlatan Ahmet Yaşar, sigorta sektörünün önündeki en önemli konulardan birinin koruma açığının azaltılması olduğunu belirtti. Kamuoyunda dile getirilen “7 milyon sigortasız araç” söyleminin, gerçek tabloyu tam olarak yansıtmadığının altını çizen Yaşar, “Bu rakamın içinde trafik sigortası yaptırma zorunluluğu bulunmayan 2,6 milyon motorlu bisikletin yanı sıra uzun süredir kullanılmayan, ekonomik ömrünü tamamlamış veya fiilen trafikte yer almayan araçlar da bulunmaktadır. Bu unsurlar ayrıştırıldığında, zorunlu trafik sigortasındaki sigortasızlık oranı yaklaşık %16 seviyesine düşmekte; kullanılmayan araçlar da dikkate alındığında bu oran daha da gerilemektedir. Bu nedenle kamuoyunda ifade edilen 7 milyon rakamının doğrudan “sigortasız araç sayısı” olarak değerlendirilmesi yanıltıcı sonuçlar doğurabilmektedir” dedi.

Bununla birlikte sigortasızlığın önemli bir sorun olduğunu vurgulayan Yaşar, trafik sigortasının yalnızca araç sahibini değil, kazalarda zarar gören üçüncü kişileri de koruyan toplumsal bir güvence mekanizması olduğunun altını çizerek, “Sigortasızlığın azaltılması hem vatandaşlarımızın korunması hem de trafik sisteminin sağlıklı işlemesi açısından büyük önem taşıyor. Ancak bunun yanında daha büyük bir koruma açığıyla da karşı karşıyayız” şeklinde konuştu.

Türkiye’de yaklaşık 34 milyon motorlu araç bulunmasına rağmen kasko güvencesine sahip araç sayısının ise yaklaşık 9 milyon seviyesinde olduğuna dikkat çeken Yaşar, yaklaşık 25 milyon aracın çarpma, çalınma, yangın, sel, dolu ve deprem gibi risklere karşı herhangi bir güvenceye sahip olmadığını belirtti. “Sigortacılığın temel misyonu daha fazla kişiyi güvence altına almak ve koruma açığını azaltmaktır” diyen Yaşar, sektörün son yıllarda farklı bütçelere uygun ürünler, muafiyetli çözümler ve yaşlı araçlara yönelik alternatif sigorta modelleri geliştirmeye çalıştığını söyledi.

Farklı Fiyatlar Rekabetin Ve Risk Bazlı Fiyatlamanın Doğal Sonucudur

Aynı araç için farklı şirketlerden farklı teklifler alınmasına ilişkin değerlendirmelerde de bulunan Ahmet Yaşar, sigortacılığın risk bazlı çalışan bir sistem olduğunu hatırlattı. Yaşar, “Sigorta fiyatını yalnızca aracın markası ve modeli belirlemez. Sürücünün hasar geçmişi, yaşı, bulunduğu il, kullanım şekli, risk profili ve tercih ettiği teminatlar gibi birçok unsur fiyatlamada etkili olur. Bu nedenle aynı araca sahip iki kişinin aynı primi ödemesi her zaman teknik olarak doğru olmayabilir” dedi.

Fiyat farklılıklarının keyfi uygulamalar olarak değerlendirilmemesi gerektiğini vurgulayan Ahmet Yaşar, bunun serbest piyasa koşullarının ve rekabetin doğal bir sonucu olduğunu ifade etti. Yaşar, “Günlük hayatta hiçbir ürün veya hizmet tek tip fiyatla sunulmuyor. Tüm lokantalar kuru fasulyeyi aynı fiyata mı satıyor? Tüm oto tamircileri aynı işçilik ücretini mi uyguluyor? Nasıl ki aynı marka aracın bakımını yaptırmak için farklı servislerden farklı fiyatlar alınabiliyorsa, sigortacılıkta da farklı şirketlerden farklı teklifler alınması rekabetin doğal sonucudur. Aynı mahallede bulunan iki markette bile aynı ürün farklı fiyatlarla satışa sunulabiliyor. Çünkü her işletmenin maliyeti, hizmet kalitesi, sunduğu ek avantajlar ve ticari tercihleri farklıdır” diye konuştu.

Sigortacılıkta da benzer bir durumun söz konusu olduğunu belirten Yaşar, “Sigorta şirketleri de farklı risk değerlendirmeleri yapar, farklı hizmet modelleri sunar ve farklı maliyet yapılarıyla çalışır. Bu nedenle aynı araç için farklı şirketlerden farklı teklifler alınması son derece doğal ve rekabetçi piyasanın bir sonucudur. Önemli olan vatandaşın alternatifler arasından kendisine en uygun güvenceyi seçebilmesidir” değerlendirmesinde bulundu. Yaşar, rekabetin vatandaşlara daha fazla seçenek sunduğunu, ürün çeşitliliğini artırdığını ve farklı bütçelere sahip kesimlerin sigorta sistemine erişimini kolaylaştırdığını söyledi.

Türkiye’nin İhtiyacı Daha Yüksek Sigortalılık Oranıdır

Açıklamasının sonunda sigortacılığın temel amacının fiyat tartışmalarının ötesinde toplumsal dayanıklılığı artırmak olduğunu vurgulayan TSB Başkanı Ahmet Yaşar, şu değerlendirmede bulundu: “Türkiye’nin ihtiyacı tek tip fiyatlar değil; daha yüksek sigortalılık oranı, daha düşük koruma açığı ve risklere karşı daha dayanıklı bir toplumdur. Asıl mesele primin fiyatı değil, vatandaşlarımızın ve işletmelerimizin ihtiyaç duydukları güvenceye erişebilmesidir. Sigortacılık, ekonomik ve sosyal hayatın sürdürülebilirliği açısından vazgeçilmez bir güvence mekanizmasıdır.”

Maliyet enflasyonunun, yedek parça, asgari ücret artışları ve döviz kuru dalgalanmalarının motorlu araç sigortaları bilançoları üzerinde baskı oluşturduğu 2026 yılı makroekonomik konjonktüründe, TSB Başkanı Ahmet Yaşar’ın dikkat çektiği “Koruma Açığı” (Protection Gap), Türk sigorta sektörü ve ülke ekonomisi için en temel yapısal kırılganlıklardan biridir. 34 milyonu aşan araç havuzunda 25 milyon aracın kasko güvencesinden yoksun olması, milli servetin deprem, sel, dolu gibi katastrofik riskler ve majör trafik hasarları karşısında tamamen korumasız bırakıldığını ve olası bir afette finansal yükün doğrudan bireylerin ve kamu maliyesinin üzerine yıkılacağını göstermektedir. Aktüeryal denge perspektifinden bakıldığında; trafik sigortası hasar ödemelerinin %36 artarak 114,4 milyar TL’ye ulaştığı, buna karşılık ortalama primlerin sadece %8 artışla enflasyonun çok altında kaldığı reel gerileme dönemi, sigorta şirketlerinin teknik kârlılıklarını sürdürebilmeleri için havuz kalitesini ve penetrasyon oranını artırmalarını zorunlu kılmaktadır. Kamuoyunda yaratılan “7 milyon sigortasız araç” algısının yasal zorunluluğu olmayan muafiyetli motorlu bisikletler ve ömrünü tamamlamış araçlar ayrıştırılarak %16 net trafik sigortasızlık oranına rasyonalize edilmesi, sektörün veri şeffaflığı açısından olumlu bir adımdır; ancak kasko branşındaki asimetrik koruma açığını kapatmak için baz tarifeler yerine risk bazlı (underwriting odaklı) fiyatlamanın ve serbest piyasa rekabetinin korunması elzemdir. Sektörün muafiyetli kasko, yaşlı araç modelleri ve dar kapsamlı alternatif finansal güvence ürünlerini derinleştirmesi, hem penetrasyon rasyolarını yukarı çekerek sistemdeki prim likiditesini tahkim edecek hem de toplumsal ve sınai dirençliliği makro düzeyde güvence altına alacaktır.