Seyfi Bozçelik Konuğumuz Oldu

Bugün Üç Saniye romanının yazarı Seyfi Bozçelik
Bugün Üç Saniye romanının yazarı Seyfi Bozçelik ile kendisi ve romanı hakkında keyifli bir söyleşi gerçekleştirdik.
Seyfi Bey bize kendinizden bahseder misiniz?
1965 Kırşehir-Mucur doğumluyum. Lisans eğitimimi Ankara Üniversitesi Dil ve Tarih-Coğrafya Fakültesi Tarih bölümünde 1987 yılında tamamladım. Aynı yıl öğretmenliğe başladım. Milli Eğitim Bakanlığı ve Aile, Çalışma ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı bünyesinde değişik görevler yaptım. İstanbul, Van, Aydın illerinde İl müdürlüğü görevleri yürüttüm. Halen Muğla Aile, Çalışma ve Sosyal Hizmetler İl Müdürü olarak görev yapmaktayım.
Gördüğümüz kadarıyla eğitiminize hep devam etmişsiniz, biraz bahseder misiniz?
Sosyal Hizmetler Çocuk Esirgeme Kurumunda görev yaparken, Maltepe Üniversitesinde Örgüt ve Endüstri Psikolojisi Bölümünde Yüksek Lisansımı tamamladım. İkinci üniversite olarak Sosyoloji bölümünü bitirdim. Disiplinlerarası Aile Danışmanlığı ve Sosyal Hizmetler Doktora programım maalesef yarım kaldı, devam edemedim. Bunun yanında bakanlığımız bünyesinde ve kendi gayretlerimizle çeşitli programlara dahil olarak gelişmeleri takip etmeye gayret gösterdim.
Ölmeden önce ölünüz
Biraz da kitaptan bahsedelim. Üç Saniye yazma fikri nereden çıktı? Bir bürokrat olarak roman yazmak zor mu?
Üç Saniye yazma fikri ilk önce kendimden sonra Dünya’ya kalıcı bir eser bırakmak fikriyle çıktı. İkincisi ölüm esnasında insanın kendisi ile yüzleşmesi nasıl olur sorusunu soruyordum. Büyüklerimizden duyarız “ölüm anında insanın ömrü film şeridi gibi gözünün önünde geçiyor” diye. Sonra Peygamber Efendimizin “ölmeden önce ölünüz” hadisini duyduğumda evet bu konuyu yazmalıyım diye başladım.
Yedi sekiz yıl önce başladım yazmaya ancak görev yeri değişiklikleri vb. gibi konularda bir türlü devamı gelmedi. Ancak Van Aile ve Sosyal Politikalar İl Müdürlüğü görevime atanınca artık yarım kalan bu serüveni tamamlayayım dedim ve eserimi Van ilimizde altı ay içinde tamamladım.
Bürokrat olarak kitap yazmanın zorlukları oldukça fazla. Birincisi ben romancı değilim. Tüm mesaimi yazmaya ayırma şansım yok. Mesleğimi çok seviyorum, bunun yanında hizmet verdiğimiz kesimler tamamen dezavantajlı insanlar. Hayatlarına devam etmek için “köprüden sonraki son çıkış olarak” devletin kapısına geliyorlar. Bize uzatılan bu ele mutlaka karşılık vermemiz gerekiyor. Bu nedenle tüm sosyal hizmet teşkilatının çok sağlıklı işlemesi gerekiyor.
Bu da bizi mesaimizde bir hayli yoruyor. İkincisi bürokrat olmamız hasebiyle yazılanların beğenilmemesi veya eleştiriye açık yerlerin olması durumunda il müdürlüğü makamı ile eşleştirilip değerlendirmeler yapılarak “Devletin makamına zarar veririm” düşüncesiyle yazarken ister istemez daha dikkatli oluyorsunuz. Bazen sıradan bir cümle için bile kelime seçmeye gayret ediyorum.
Bir karaktere can vermek, bir insan oluşturmak, bir model oluşturmak romancının görevi olmalı
Değişik görevlerde bulunmuş olmak, bilgi birikiminizin artmasında, farklı alanları ve insanları tanımanız roman karakterlerinin belirlenmesinde etkili oldu mu?
Elbette hayatın içinde tanıdığımız insanlardan esinleniyorum. Sonuçta toplumsal bir olayı anlatıyorsunuz. Okuyan kişinin kendinden bir şeyler bulması, hatta aradığını bulması çok önemli bence. Bir karaktere can vermek, bir insan oluşturmak, bir model oluşturmak romancının görevi olmalı.
Karakterleri yazarken kurguyu oluştururken, hizmet verdiğim grupların dışında kalmaya özen gösteriyorum. Doğrudan sosyal hizmetleri yazmak istemiyorum. Çünkü bir il müdüründen “ancak bu beklenirdi, kendi alanıyla ilgili yazmış” fikri oluşmamasına dikkat ediyorum.
Gördüğüm kadarıyla kitapta engelli bireylerin hayatı ile ilgili de bölümler var?
Evet doğrudur. Zihinsel engelli Mustafa ve Ayten’in hayatından kesitler mevcut. Bu bölümü özellikle koydum. Başta zihinsel engelliler olmak üzere engelli bireylerin hayat mücadeleleri, iş hayatları, evlilik hayatları konusunda önerilerin olduğu bir bölüm olsun istedim. Bu konuda da olumlu geri bildirimler aldım. Kitaplarımda da öğretmen kimliğim nedeniyle mümkün olduğunca öğretici olmak gibi bir misyonu yüklenmişim. Aslında farkında olmadan kalemimize yansımış. Genelde pek tavsiye edilmemesine rağmen kitabın içine yansımış bu karakterimiz.
Üç Saniye aslında İstanbul’un özeti denilebilir
Üç Saniye kitabınızda bolca karakter ve İstanbul var kısaca anlatmanız gerekirse isminden başlayarak neler söylersiniz?
Üç Saniye aslında İstanbul’un özeti denilebilir. İnsan hayatının aslında üç aşaması var. Dünü, bugünü ve yarını. Birincisi bunu anlatmak istedik. İkincisi ise ölümle üç saniyede yüzleşmeyi ifade ediyor. Azrail gelse ve üç saniye sonra canınızı alacağım dese ne yapardınız? İşte kahramanımız Doğa da vermiş olduğu bir karar neticesinde yaptığı bir hatadan dolayı üç saniyede hayatı ile yüzleşiyor.
Üç Saniye aslında insanın kendisiyle yüzleşmesidir
Üç Saniye aslında insanın kendisiyle yüzleşmesidir. Yaptıkları veya yapamadıklarıyla yüz yüze gelmesidir.
Bir de kitapta ikinci ve üçüncü kuşak İstanbullular ve onların önceki ebeveynlerinin İstanbul’a taşradan sürüklenme hikayeleri bulunmakta. İşte bu nesillerin kültürleri, hayat hikayeleri ile torunlarının hayat hikayeleri, kültür kırılmaları, nesiller arasındaki yaşam tarzındaki farklılıklar ve yanı başımızda bulunan ama kıymetini bilemediğimiz “sevgi”nin kıymetinin farkına varmayı anlatıyor. Üçüncü kuşak birinci kuşağın çektiği ızdırapları unutmamalı diye düşünüyorum. Çünkü kalan servetlerin içinde sadece para olmamalı. Kültür de olmalı o servetlerin içinde. Tarih de inanç da olmalı. Ayrıca ülkemizin doğusundan, batısına kadar baba-oğul, anne-kız ilişkilerine ışık tutmaya ve yüzleşmeye dair diyaloglar bolca bulunmakta.
Üç Saniye’yi okuduktan sonra doktor olan oğlumdan özür diledim
Üç Saniye için gelen yorumlar nelerdir, sizi etkiledi mi?
Üç Saniye okuyucularından çok farklı geri bildirimler aldım. Bugüne kadar ciddi bir eleştiri gelmedi. Emekli kadın bir öğretmenimizin bana teşekkür ederken “Üç Saniye’yi okuduktan sonra doktor olan oğlumdan özür diledim. Çünkü kendimi Doğa’nın babasına benzettim” dedi. Oğlu da “hayırdır bunca yıl sonra” diye sorduğunda “Üç Saniye’yi okudum, ondan” diye cevap vermiş.
Bir anne beni aradı ve teşekkür etti. “Evin içinde kızım ilk kez kitabım Üç Saniye nerede” diye sesini duydum ya bu bana yeter. Çünkü okumayı sevdi” dedi.
Hayatı anlamada kuantum sıçraması yapıyor
“Hayatı anlatmanın en edebi hali” benim için en güzel cümlelerden biriydi. Bir okurumuzun “hayatı anlamada kuantum sıçraması yapıyor” diye yorumu da ayrıca keyif vericiydi.
Yorumlar beni etkiliyor tabi ki ama en önemlilerinden biri İstanbul’dan bir grup bağımlılık tedavisi gören gencin kitapla tanışmasından sonra hayata daha fazla tutunduklarını ve tedavi süreçlerinin hızlandığını duymuştum. TÜYAP kitap fuarındaki imza gününde bu gençlerle tanışma fırsatım oldu. Öğretmenlerine kitap imzalamamı istediler. Bu benim için çok önemliydi.
İşte temelde yazma amacım da buydu. Herkes kendinden bir parça bulsun ve “ölmeden önce ölsün” yani kendisiyle yüzleşsin istemiştim.
Üç Saniye’nin sonu ucu açık kalmış. Bu konuda gelen yorumlar var mı? Kitabın devamı gelecek mi, yeni projeler var mı?
Evet sonuç kısmını okuyucuya bırakmaya karar verdim. Çünkü roman kahramanımız Doğa çeşitli hatalar yapıyor. Hatalarından dönemiyor, kendisine yardım edecek arkadaşlarını dinlemiyor ve bir karar veriyor. Duygularının esareti altında da etrafına zararlar veriyor. Okuyucu bu noktada Doğa ile ilgili karar vermeli. Sonu ne olmalı. Neyi hak etti, bunları sorsun istemiştim. Bunda da başarılı olduğumuzu gördüm. Okuyucunun büyük bir kısmında devamı mutlaka olmalı diye ısrarlı talepler alıyorum. Bunu değerlendiriyorum.

İkinci kitabımız hazır
İkinci kitabımız hazır. Son değerlendirmeler, düzenlemeler yapılıyor. 2021 yılının ilk aylarında basılmasını planlıyoruz. Katil Şampiyonlar ismiyle ikinci kitabımı da okuyucumuzla buluşmasını heyecanla bekliyoruz. Bundan başka da şu an hazırlıklarını yaptığım çalışmalarım mevcut.
Konusu hakkında biraz bilgi verir misiniz? Bir mahsuru yoksa tabi. Üç Saniye kaçıncı baskısını yaptı?
Yok tabi ki. Üç Saniye insanın ölümle yüzleşmesini konu alıyordu. Katil Şampiyonlar ise insanın doğumuyla yüzleşmesini anlatıyor. Şimdilik bu kadarını söyleyeyim. Üç Saniye kitabımız bir yılda iki baskı yaptı. Ayrıca şu an Google Books üzerinden de online satışa açık oradan da temin etmek mümkün.

TEDA Projesi yani “Türk Kültür, Sanat ve Edebiyat Eserlerinin Dışa Açılımını Destekleme Projesi”
Üç Saniye Kültür Bakanlığından ödül aldı zannedersem.
Üç Saniye kitabımız Kültür Bakanlığınca yazarlığa ilk adımını atanlara teşvik olması amacıyla her yıl ilk yazılan esere teşvik veriyor. Bizim kitabımız da bu teşviği almaya hak kazandı. Ancak şuanda da kitabımız Kültür Bakanlığı Kütüphaneler ve Yayımlar Genel Müdürlüğünce TEDA Projesi yani “Türk Kültür, Sanat ve Edebiyat Eserlerinin Dışa Açılımını Destekleme Projesi”; Türk kültür, sanat ve edebiyatıyla ilgili Türkçede veya başka bir dilde yayımlanmış eserlerin, çeviri ve yayım marifetiyle yurt dışında tanıtılmasını sağlamak için yurt dışında veya yurt içinde faaliyet gösteren yayıncılara teşvik veren bir çeviri, yayım ve tanıtım destek programı” kapsamında İngilizceye çevrilmeye hak kazandı. Bu ayrıca gurur verici.