Howden Re’den Hürmüz Raporu: Makroekonomik Şok Kapıda
Howden Re, brokerlik grubu Howden’ın reasürans kolu, Hürmüz Boğazı’ndaki duruma ilişkin bir analiz yayımlayarak; küresel reasürans kapasitesi sağlam kalmayı sürdürürken, bölgedeki jeopolitik istikrarsızlığın devam etmesi nedeniyle deniz, enerji ve politik şiddet branşlarında koşulların daraldığını belirtti. Şirket, bu gelişmelerin risk altındaki segmentlerde underwriting davranışlarını, fiyatlama seviyelerini ve risk iştahını etkilediğini kaydediyor.
“Strait of Hormuz update: Market implications of an evolving risk landscape” başlıklı raporunda Howden Re, bölgede devam eden aksaklıkların tekne savaş (marine hull war), kargo savaş (marine cargo war), kıyı ötesi (offshore) enerji ve politik şiddet teminatları üzerinde baskı yarattığını açıklıyor. Geniş reasürans piyasalarında arz yeterli olmaya devam etse de Howden Re, denizcilik ve enerji riskleriyle bağlantılı özel risk sınıflarında (specialty classes) koşulların kötüleştiğini vurguluyor. Boğazdan geçen gemi trafiği önemli ölçüde düşerken, Brent ham petrolünün varil fiyatı 100 doların üzerine çıktı ve sigortacılar yüksek riskli bölgeleri genişletirken savaş riski fiyatlamalarını artırdı.
Howden Re, gerilimin tırmanmasından (escalation) bu yana küresel petrol ticareti akışının %60’tan fazla düştüğünü; rota değişiklikleri ve güvenlik gereksinimlerinin lojistiği aksatmaya ve operasyonel maliyetleri artırmaya devam ettiğini tahmin ediyor. Rapor; gemi olayları, enerji altyapısına yönelik saldırılar, yüksek primler ve hasar sonuçlarına ilişkin artan belirsizliğin etkisiyle mevcut koşulları tekne savaş, kargo savaş ve politik şiddet işleri için “ekstrem” stres olarak nitelendiriyor.
Reasürans brokeri ayrıca, Baltimore Köprüsü olayı da dahil olmak üzere son dönemde yaşanan büyük hasarların, deniz ve altyapı risklerindeki akümülasyon (risk birikimi) riski ve karmaşık sorumluluk maruziyetine yönelik endişeleri pekiştirdiğine işaret ediyor.
Howden Re Deniz, Enerji ve Politik Şiddet Yönetici Direktörü Richard Miller, konuya ilişkin yaptığı açıklamada: “Hürmüz Boğazı, dünyadaki en stratejik deniz geçiş noktalarından (chokepoints) biri olmaya devam ediyor. Konumu nedeniyle yaşanan aksaklıklar hızla rota değiştirme baskıları, zamanlama gecikmeleri ve sıkışan tedarik zinciri dirençliliği yaratabiliyor. Piyasanın reaksiyonu; deniz, enerji ve politik şiddet portföylerindeki jeopolitik akümülasyon riskinin yeniden değerlendirilmesini yansıtıyor. Savaş riski fiyatlaması sert bir tepki verdi ancak daha önemli olan hikaye; kalıcı oynaklık, hasar gelişimindeki belirsizlik ve bu durumun, yakın zamanda yaşanan Baltimore Köprüsü hasarı dahil büyük kayıpları halihazırda yönetmekte olan özel risk sigortacıları üzerinde yarattığı baskıdır” dedi.
Howden Re, son olayların özellikle deniz ve altyapı bağlantılı risklerde agregasyon (toplam maruziyet) riski ve daha uzun kuyruklu (longer-tail) hasar gelişimine olan odağı artırdığını not ediyor.
Howden Re Deniz, Enerji ve Politik Şiddet Yönetici Direktörü Andy Foot ise: “Piyasa kriz boyunca işlevsel kalmayı sürdürdü, bu önemli. Kapasite hâlâ mevcut ancak özellikle transit riskler, WTPV (Savaş, Terör ve Politik Şiddet) agregatları ve şarta bağlı akümülasyon senaryoları etrafında underwriting incelemeleri (scrutiny) materyal olarak yoğunlaştı” ifadelerini kullandı.
Etkilenen branşlardaki artan kayıplara rağmen Howden Re, geniş reasürans piyasasının güçlü sermaye seviyelerini koruduğunu söylüyor. Tretu (treaty) kapasitesi genel olarak yeterliliğini korurken, yakın zamandaki Nisan yenilemelerindeki fiyatlamalar büyük ölçüde Ocak seviyeleriyle tutarlılık gösterdi. Ancak reasürörler, enflasyonist baskıları ve deniz ile özel risk underwriting sonuçlarındaki olası zayıflamaları yakından izliyor.
Howden Re, aksaklıkların daha yüksek emtia fiyatları, küresel enerji lojistiği üzerindeki baskı ve artan inşaat maliyetleri dahil olmak üzere daha geniş ekonomik koşulları etkilemeye başladığını ekliyor. Ekonomilerin yüksek enerji girdilerine ve daha sıkı arz koşullarına uyum sağlamasıyla OECD büyüme tahminleri de aşağı yönlü revize edildi ve etkiler sigorta sektörünün ötesindeki branşlarda da hissedildi.
Howden Re İş Zekası Yönetici Direktörü Michelle To şunları ekledi: “Hürmüz Boğazı krizi, jeopolitik bir çatışmanın nasıl hızla çok branşlı, makroekonomik bir sigorta olayına dönüşebileceğini gösteriyor. Etki yalnızca özel risk sınıfları ve çevre Orta Doğu piyasaları ile sınırlı değil; küresel tedarik zincirleri genelinde diğer iş kollarını da etkileyecek ve henüz gelişmekte olan çok daha geniş etkiler söz konusu. Önemli bir husus olarak bu olay, endüstrinin birbirine bağlı jeopolitik ve ekonomik riskleri nasıl modellediğini de test ediyor. Müşteriler giderek daha fazla dirençliliğe, senaryo planlamasına ve küresel operasyonlarında konsantrasyonların nerede bulunduğunu anlamaya odaklanıyor.”
Howden Re, ani şokun küresel reasürans sistemi içinde şu an için absorbe edilebilir olmasına rağmen, kilit deniz rotalarındaki uzun süreli aksaklıkların veya gerilimin tırmanmasının yılın geri kalanında piyasa koşullarını önemli ölçüde değiştirebileceği sonucuna varıyor.
Küresel emtia ve enerji koridorlarının en kırılgan şah damarı olan Hürmüz Boğazı’nda yaşanan jeopolitik tırmanış ve Brent petrolün 100 dolar eşiğini aşması, reasürans dünyasında “katastrofik risk” tanımının sınırlarını genişletmektedir. Howden Re raporunun ortaya koyduğu üzere, bölgedeki petrol akışının %60 oranında bloke olması ve armatörlerin rotalarını değiştirmek zorunda kalması, denizcilik ve lojistik sektörlerinde sadece bir lojistik gecikme değil; deniz tekne savaş, kargo ve offshore enerji branşlarında eş zamanlı çalışan bir “multi-line” hasar birikimini (aggregation risk) tetiklemektedir. Reasürörlerin Baltimore Köprüsü gibi yakın geçmişteki karmaşık ve yüksek maliyetli sorumluluk hasarlarının yaralarını sarmaya çalıştığı bu konjonktürde, Hürmüz’deki risk yoğunlaşması özel risk (specialty) sigortacılarının underwriting iştahını radikal bir biçimde daraltmaktadır. Savaş riski primlerindeki keskin yükseliş (war-risk pricing) kısa vadede teknik kârlılığı destekler gibi görünse de hasar ihbarlarındaki belirsizlik ve uzun kuyruklu (longer-tail) sorumluluk tazminatlarının gelişimi, reasürörleri konservasyon oranlarını düşürmeye ve retro kapasitelerini daha sıkı şartlara bağlamaya zorlamaktadır. Yaşanan bu makroekonomik şok ve OECD büyüme tahminlerinin aşağı yönlü revize edilmesi, sigorta endüstrisinin artık jeopolitik riskleri statik iklim veya deprem modelleriyle değil; yapay zekâ destekli dinamik akümülasyon senaryoları ve canlı tedarik zinciri telemetrisiyle anlık olarak yeniden tasarlaması (underwriting re-architecture) gerektiğini en çıplak haliyle kanıtlamaktadır.



