Ekonomistler 2026 Risklerini Değerlendirdi
İstanbul Bilgi Üniversitesi İşletme Fakültesi ve Finansal Uygulama ve Araştırma Merkezi (BİLGİ CEFIS), Türkiye ekonomisindeki güncel gelişmelerin ve 2026 yılına ilişkin görünümün ele alındığı bir panel düzenledi. Prof. Dr. Serda Selin Öztürk moderatörlüğünde gerçekleşen panelde; Prof. Dr. M. Ege Yazgan, Prof. Dr. Asaf Savaş Akat ve Prof. Dr. Erhan Aslanoğlu 2026 yılına girerken ekonomiyi bekleyen riskleri çok boyutlu olarak değerlendirdi.
Asaf Savaş Akat: “Enflasyon Kronikleşiyor”
2025 yılı verilerini değerlendiren Prof. Dr. Asaf Savaş Akat, enflasyondaki kısmi iyileşmeye rağmen büyümenin istihdama yansımadığını belirtti. Akat, “Enflasyon yükselmiyor ancak düşmüyor da; bu durum yapışkan hale geldiğini gösteriyor. Kronikleşmiş bu tablo klasik yöntemlerle çözülemez, köklü bir operasyon gerektirir” uyarısında bulundu. Panelde ayrıca verimlilik ve rekabet gücü kaybı gibi biriken dengesizliklere dikkat çekildi.
Ege Yazgan: “Hizmet Sektöründe Fiyatlama Davranışı Kırıldı”
Enflasyonla mücadelede politika alanının sınırlı olduğunu vurgulayan Prof. Dr. M. Ege Yazgan, 2022’den itibaren özellikle hizmetler sektöründe fiyatlama davranışında belirgin bir kırılma yaşandığını ifade etti. Yazgan, döviz kuru şoklarının fiyatlara hızla yansıdığını belirterek; arz tarafının güçlendirilmesi gerektiğini ve özellikle tarım sektöründe üretimi artırıcı teşviklerin kritik önem taşıdığını söyledi.
Erhan Aslanoğlu: “Tarımsal Arz Ve Jeopolitik Riskler Kapıda”
Prof. Dr. Erhan Aslanoğlu, gıda enflasyonunun arkasındaki yapısal sorunlara ve azalan tarımsal verimliliğe dikkat çekti. Jeopolitik gerilimlerin, özellikle İran-İsrail gerginliğinin petrol fiyatları üzerinden maliyetleri artırdığını belirten Aslanoğlu, “Bölgedeki gerilimin uzaması ekonomi politikası hedeflerinin yeniden değerlendirilmesini gerektirebilir” dedi. Uzun vadede beklentilerin çıpalanması ve dış talebe dayalı büyümenin şart olduğu vurgulandı.
Akademik perspektifin reel ekonomi verileriyle buluştuğu bu panel, 2026 yılında Türkiye ekonomisinin “yumuşak iniş” senaryosundan “yapışkan enflasyon” sarmalına geçme riskini açıkça ortaya koymaktadır. Türkiye piyasası açısından bakıldığında, ekonomistlerin tarımsal arz ve fiyatlama davranışlarındaki bozulmaya yaptığı vurgu, para politikasının tek başına yeterli olmayacağını ve yapısal reformların (özellikle gıda ve enerji arz güvenliği) ivedilikle devreye alınması gerektiğini göstermektedir. Bu gelişmenin uzun vadeli etkisi, stagflasyon riskine karşı daha seçici teşvik modellerinin ve dış ticaret dengesini koruyacak yeni makro-ihtiyati tedbirlerin gündeme gelmesi olacaktır.



