DOLAR 13,7245
EURO 15,5540
ALTIN 784,36
BIST 1.910
Adana Adıyaman Afyon Ağrı Aksaray Amasya Ankara Antalya Ardahan Artvin Aydın Balıkesir Bartın Batman Bayburt Bilecik Bingöl Bitlis Bolu Burdur Bursa Çanakkale Çankırı Çorum Denizli Diyarbakır Düzce Edirne Elazığ Erzincan Erzurum Eskişehir Gaziantep Giresun Gümüşhane Hakkari Hatay Iğdır Isparta İstanbul İzmir K.Maraş Karabük Karaman Kars Kastamonu Kayseri Kırıkkale Kırklareli Kırşehir Kilis Kocaeli Konya Kütahya Malatya Manisa Mardin Mersin Muğla Muş Nevşehir Niğde Ordu Osmaniye Rize Sakarya Samsun Siirt Sinop Sivas Şanlıurfa Şırnak Tekirdağ Tokat Trabzon Tunceli Uşak Van Yalova Yozgat Zonguldak
İstanbul 18°C
Çok Bulutlu
İstanbul
18°C
Çok Bulutlu
Cts 15°C
Paz 14°C
Pts 16°C
Sal 16°C

1000 Gönüllü Olması (Çiğdem Kuzucu)

ESRA DURSUN
Bitlis Eren Üniversitesi Öğretim Görevlisi

Çiğdem Kuzucu 3 yıldır “Yılın Annesi”

26 Eylül 1973 Ankara doğumluyum. 47 yıllık ömrümün tek serveti oğlum oldu. Onun ölümünden sonra yine ona tutunarak ayakta kalabileceğimi düşündüm. Ne yapmalıyım diye düşünürken öteden beri bana huzur veren kütüphaneler geldi gözümün önüne.

Çiğdem Kuzucu
Çiğdem Kuzucu 3 yıldır “Yılın Annesi”

Oğlum Erdi’yi tek başıma büyüttüm. Erdi liseye kadar takdir teşekkür alarak gelen bir öğrenciydi. Lisede ergenliğin getirdiği bir ruh haliyle mi yoksa beni yalnız bırakmak istememe düşüncesi mi bilemem, okula olan isteğini yitirdi. Derslerini aksatmaya, devamsızlık yapmaya başladı. Okulu bırakıp işe girmek istiyordu. Tabi ben bu düşüncesine karşı çıktım. Lise birinci sınıfta iki kez sınıf tekrarı yapınca eğitimine uzaktan devam etmek zorunda kaldı.

Beni sadece o sene üzdü. Kısacık ömründe tek kavgamızı bu nedenle yaptık. Bana sormadan hiçbir şey yapmazdı. Hatta işe girip para kazanmaya başlayınca bile… Maaşını alır almaz tüm parasını bana teslim ederdi. Bir ihtiyacı olduğunda almadan önce ihtiyacı için ayıracak bütçemiz olup olmadığını sorardı. Sessiz sakin bir çocuktu. Saygılıydı, yardımseverdi, duyarlıydı… Hele de yaşlılar söz konusu ise. Onlara karşı ayrı bir hassasiyeti vardı. Yaşlılarla sohbet eder, hâl hatır sorardı; onların karşıdan karşıya geçmelerine yardım ederdi. İyi insandı benim oğlum. İyiler çok yaşamaz diye boşuna söylememişler herhalde.

Kanserle dans eden bir lösemi hastasıydı

Kanser hastalarını dinlediğinizde çoğunun hikâyesinin aynı olduğunu fark edersiniz. Derler ki; “Hastalık zamansız yakaladı.” oğlum için de öyle oldu. Kan sonuçlarını alıp eve gideceğiz derken bir günde kendimizi hematoloji bölümünde yatar bulduk. Erdi ölümü kendine hiç yakıştıramıyordu. Tedaviye başlanmış olmasına rağmen hasta olduğuna inanası gelmiyordu. “Ne yani, ben ölecek miyim?” der, şakalar yapar, gülerdi. Kanserle dans eden bir lösemi hastasıydı.

Birlikte okuyacağız diye plânlar yapardık. Hastalıkla birlikte cahilliğiyle de savaşıyorduk. Tedavi sonrası yarım kalan eğitimini tamamlayacak, hatta üniversiteye gidecekti. Onun okuyamadığı üniversiteyi şimdi annesi okuyor… Köpeğimiz ve bahçeli bir evimiz olacaktı. Karavan alıp ülkeler dolaşacaktık. Tabi bir de askere gidecekti. Ülkesini büyük bir aşkla seven her genç gibi askere gitmek en büyük arzusuydu. Hastanede yatarken yoklama kâğıdımız gelmişti. İzin alıp bir yıl tecil ettirmiştik.

Oğlumun hayalleri arasında belki de en önemsediği iyileşip hastalara yardım etme düşüncesi idi. Boş vakitlerimizde hastaları birlikte ziyaret edecek, onlara hediyeler alacak, dertlerini paylaşıp yüzlerini güldürecektik. Tüm bunlar gerçekleşti, ne var ki; oğlum yanımda değil kalbimdeydi. Onun ölümünden sonra hayallerini gerçekleştirmek için uğraşır oldum. Hastane ve konukevi ziyaretlerinde bulunup, genç yaşlı birçok hastayı ve yakınlarını ziyaret ediyorum. Yanıma yardımsever dostları da alıyorum. Damlaya damlaya göl oluyor ve birçok yüz gülüyor.

Günden ve haftadan boş kalan vakitlerin dışında bayramlarda ve diğer önemli günlerde organizasyonlar düzenliyorum. Moral olmak adına bazen küçük bir hediye ile bazense sazlı sözlü eğlencelerle çalıyoruz kapılarını. Tabi gerekli yerlerden izinler alınarak ve baştan sona steril olarak. Gelen bağış saçlarla sayısız hastalara peruklar yaptırdım. Paranız olmasa bile insanları mutlu edebilecek bir şeyler yapabilirsiniz. Bunun için bazen bir tebessümün bile yeterli olduğu unutulmamalı.

1000 Gönüllü Olması (Çiğdem Kuzucu) | 29 Kasım 2020

Annenin görevi evladını kaybettikten sonra da bitmez

Anneliğin kutsallığı üzerine saatlerce konuşsak, sayfalarca yazsak yine de az kalır. Annelerin görevleri çocuklarını kucaklarına almadan önce başlar. Doğumdan sonra ise katlanarak artar. Ben bir anneyim, hem de acılı bir anne… Evladı sıcak yatağında değil de toprakta uyuyan bir anne… Annelik nasıl ki doğumdan önce başlıyorsa ölümle de bitmiyor. Annenin görevi evladını kaybettikten sonra da bitmez. Hele ki benim gibi evladı hayata doyamadan gözlerini yummuş bir annenin görevi nefes aldığı sürece devam eder.

Hastane ziyaretlerinin yanında başka şeyler de yapmam gerektiği düşünceleri sık sık zihnimi meşgul ettiği bir gün, Erdi’nin kitaplara olan düşkünlüğünden yola çıkarak zihnimde bir ışık belirdi. Bu sayede her ilde oğlumun ismini taşıyan kütüphaneler kurarak hem eğitime destek verebilirdim hem de oğlumun ismini ölümsüzleştirebilirdim. Ben öldükten sonra da oğlumun ismi anılsın istiyorum. O benim tek evladımdı, adıyla yaşasın istiyorum.

Mehmet Akif Ersoy Ortaokulu için 5000 kitaplık bir kütüphane açtık

İlk kütüphanemi açmak için ilk iş olarak sosyal paylaşım sayfamdan dostlara duyuru yaptım. Kitap desteğinde bulunmalarını istedim. Ardından eğitim sayfalarına kütüphane ihtiyacı bulunan okula yardım edebileceğimi yazdım.

Şırnak’tan bir öğretmen ile iletişime geçtik. Mehmet Akif Ersoy Ortaokulu için 5000 kitaplık bir kütüphane açtık. Kitapların 3000’i internetten toplandı. Aracı olan öğretmenimiz gece gündüz çalıştı ve kütüphane kurulacak odayı boyayıp temizliğini hatta kitaplar için raflarını yaptı. Hem ilk kütüphanem olması hem de bu denli bir uğraşla yapılmış olması nedeniyle beni oldukça heyecanlandıran bir çalışma oldu.

İlk iki kütüphaneyi internetten yaptığım araştırmalar ve eşten dosttan topladığımız kitaplarla açtım. Sonrasında milli eğitim ile irtibata geçmeye başladım. Milli eğitim müdürlüklerini arayarak kütüphane ihtiyacı olan okulları öğreniyor, gerekli izinleri aldıktan sonra kitapları ve oğlumun öz geçmişi ve fotoğrafının da bulunduğu kütüphane tabelamızı yolluyorum.

Her zaman kitapla sınırlı kalmıyorum

Her zaman kitapla sınırlı kalmıyorum. Örneğin Kars’ta kütüphane oluştururken kitapların yanında bot, mont ve kırtasiye malzemesi de yolladım. Öğretmenimiz kütüphane oluşturduğumuzu duymuş, beni arayıp ihtiyaçları olduğunu belirtti. Yaklaşık 50 tane öğrencinin ihtiyacı da karşılanmış oldu.

Eşte dostta kitap kalmayınca sahaf sahaf dolaşır oldum

Gönül verdiğim bu iş aslında anlattığım kadar kolay bir iş değil. Kitapları toplamaktan tutun da ulaştırmaya kadar ayrı ayrı uğraşmak gerekiyor. Eşte dostta kitap kalmayınca sahaf sahaf dolaşır oldum. Kitaplar yeterli sayıya ulaştıktan sonra geriye sınıflandırma işi kalıyor. İl, bölge, sınıf, yaş, kademe ve hatta cinsiyet farkını da göz önüne alarak teker teker tüm kitapları inceliyorum. Uygun bulduğum kitapları marketlerden rica minnet aldığım kolilere yerleştiriyorum. Paketlenen kitapları ulaştırmak ise işin en zor kısmını oluşturuyor.

İlk zamanlar terminale gidip otobüs firmalarından yolluyordum. Otobüsün hareket saatinden 2-3 saat önce gidip bekliyordum. Firmayla konuşma, ücrette anlaşma, muavine laf anlatma vs. Yardımsever birine denk gelirseniz ne mutlu size. Ama ne yazık ki ben çoğunlukla duyarsız insanlarla karşılaştım. Taşıma için çok yüksek rakamlar istemelerinin yanında “bize mi hizmet götürüyorsun, bana ne” diyenlerin sayısı da az olmadı. Sonraları PTT’nin kitap taşıma kampanyasından haberdar oldum.

Erdi Berkay Gülmez Kütüphanesi

Daha uygun fiyatlara daha kolay hallediyorum. Ama bunun için de mesai saatleri içinde kapımın önüne kolileyip bıraktığım kitapları kargolamak için şubeye götürecek birini bulmam gerekiyor. Çalıştığım için o saatlerde kendim ilgilenemiyorum. Nazımın geçeceği birilerini bulmak da pek kolay olmuyor. Diyelim ki bunu da hallettiniz. İş bitiyor mu? Tabii ki, hayır! Ya okulun kütüphane oluşturacak rafları yoksa? Bunun için de milli eğitim aranıp destek isteniyor. Her şey yolunda giderse yeni bir kütüphanemiz daha oluyor. Öğretmen ilgiliyse tüm bu aşamalar daha kolay ilerliyor ve kütüphane daha güzel oluyor: “Erdi Berkay Gülmez Kütüphanesi

Oğlumu kaybedeli yedi yıl, onun adını kütüphanelerde yaşatalı dört yıl oldu.

Bu işin zorluklarıyla birlikte sizi motive eden yanı da yok değil. İlk kütüphanemin öğrencileri bana tek tek teşekkür mektubu yazıp, Çiğdem anne diye hitap etmişlerdi. Hatta içlerinden biri Kur’an-ı Kerim hediye etmişti. Çocukların mektupları bana büyük bir heyecanla başladığım bu işe devam etmem gerektiğini düşündürdü.

İkinci heyecanı memleketim olan Niğde’ye açtığım kütüphanede yaşadım. Annemin okuduğu okulu kütüphane sahibi yapmak ayrı bir haz verdi. Üçüncü heyecanı ise canım arkadaşım Filiz Taşdemir’in yine aynı hastalıktan kaybettiği oğlu Umut ile oğlum Erdi’nin adlarının bir yazıldığı kütüphaneyi açarken yaşadım. Bu kütüphaneyi de Umut’un tedavi sonrası eğitimini sürdürmek isteği olan ilde, Muğla’da açtım. Hedefim 81 il. En büyük kütüphaneyi Ankara’da açmak istiyorum. Her bir şehirde oğlumun tabelasını asmak bana onun sanki orada yaşadığı hissini veriyor. Her şehir de olmasa da bazı şehirlerde 3 tane, kütüphanem oldu ve olmaya devam ediyor.

Oğlum adına bir şeyler yapmak onun ölümünün ardından yanan ciğerime bir parça su döküyor. Yapılacak daha o kadar çok planım var ki… Bunlardan biri oğlum adına hatıra ormanı oluşturma düşüncesi. Orman haftası münasebetiyle fidanlık oluşturuyoruz, nakli bekleyen ve lösemiden ölen her bir hasta için Fidan dikiyoruz. Âmâ bununla sınırlı kalsın istemiyorum. Büyükçe bir ormanda onun adına dikilmiş ağaçlarda da nefes almalı paşam.

Hatıra ormanından sonra beni düşünürken bile heyecanlandıran çok başka projelerim var. Erdi şapka takmayı çok severdi. Hele de kemoterapi sonrası saçları döküldükten sonra şapkasız dolaşmaz olmuştu. Hastaneden izinli çıktığımız bir gün birbirimize şapka alıp hediye etmiştik. Piyasaya şapkalar çıkarttım geliri ile de hastanelere çamaşır makinesi ve buzdolapları bağışında bulundum.

İnsan hayal ettiği müddetçe yaşarmış

İnsan hayal ettiği müddetçe yaşarmış. Beni de ayakta tutan oğlumun adının içinde geçtiği daha ötesi hayaller. İçlerinde tek başıma yapabileceklerim olduğu gibi gücümü aşanlar da var. Her şehirde kök hücre kampanyaları düzenleyip ilik nakli beklerken hiç kimse ölmesin istiyorum. Türkiye genelinde kök hücre kampanyaları yapmaya devam ediyorum yaklaşık 5 binden fazla donör kök hücre bağışçısı oldu düzenlediğim kampanyalarda.

Acılı bir anne olarak şimdiye kadar gücümün yettiğince bir şeyler yapmaya, evladımın yarım kalmış hayallerini tamamlamaya çalıştım. Bu sayede çok insan tanıdım, çok hikâye dinledim. Şair demiş ya “yaşadıklarımdan öğrendiğim bir şey var, yaşadın mı yoğunluğuna yaşayacaksın bir şeyi” diye. Benim de yaşadıklarım tam da bunu öğretti. Oğluma doyamadan kaybedeceğimi asla düşünmemiştim. Sanki ona ömür biçilmemiş gibi gelirdi. Sanki her ölüm sıralı olur.

Bizim zorluklarla geçen bir hikayemiz oldu. Birikim yapmaya çabalarken onun geleceğini düşünerek çalıştım. Acıları yaşamaktan, anı yaşayamadık. Oğluma bir ömür daha verilse her şeyi gönlünce yaşamasını sağlardım. İnsan hayallerini bugüne taşımalı imiş. Ben öğrendim; acıdan sonra öğrendim. Şimdi istiyorum ki, evladı hayatta tüm anneler babalar vakitleri varken öğrensinler. Oğlumun adı yeryüzünde anılsın, kalbi tüm çocukların, gençlerin kalbiyle atsın ve analar bir kez de Çiğdem Kuzucu için sarılsınlar evlatlarına. Evlat hayatın anlamı, gayesi ve tüm güzelliği…

YAZARIN EKLEMİŞ OLDUĞU YAZILAR
YORUMLAR

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yukarıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.